BMC Public Health’de yayınlanan yeni bir çalışma, beslenmeyle alınan kolin ve aterosklerotik kardiyovasküler hastalık (ASCVD) arasındaki ilişkiyi araştırıyor. Çalışma, ılımlı kolin alımının kalp yetmezliği ve felç riskini azalttığını, ancak aşırı kolin alımının ASCVD riskini artırdığını ortaya koyuyor.

Kolin Nedir? 

Kolin, bellek, ruh hali ve kas kontrolü gibi fonksiyonlarda görev alan asetilkolin gibi biyolojik moleküllerin öncüsü olan temel bir besin maddesidir. Aynı zamanda, hücre zarlarında bulunan fosfatidilkolin ve sfingomiyelin gibi fosfolipidlerin de öncüsüdür. Kolin, vücutta sınırlı miktarda sentezlenir, bu nedenle diyetle yeterli miktarda alınması önemlidir. Kolin açısından zengin besinler arasında kırmızı et, balık, süt, yumurta, turpgiller, baklagiller ve kuruyemişler bulunur.

Kolin ve ASCVD İlişkisi 

Mevcut kanıtlar, kolin ve ASCVD arasındaki ilişkinin belirsiz olduğunu göstermektedir. Bazı araştırmalar, kolinin trimetilamin N-oksit (TMAO) yolunu etkileyerek kalp fonksiyon bozukluğu, felç ve kalp yetmezliği riskini artırdığını belirtmektedir. Diğer çalışmalar ise kolinin metabolik yeniden modellemeyi düzenleyerek kalp büyümesini azaltmada faydalı olduğunu rapor etmiştir.

Metabolik sendrom (MetS), aterojenik dislipidemi, yüksek açlık kan şekeri seviyeleri, hipertansiyon ve obezite gibi durumların birlikte görüldüğü bir grup durumu tanımlayan bir sendromdur. MetS, ASCVD riskini, ayrıca miyokard enfarktüsü, koroner kalp hastalığı ve felç riskini artırır.

Çalışma Hakkında Bu çalışmada, kolin alımının ASCVD ve MetS gelişimi üzerindeki etkilerini araştırmak için NHANES veri tabanından 2011-2018 yılları arasında 5.525 bireyin verileri analiz edildi. Çalışma sonucunda, kolin alımının MetS ile anlamlı bir ilişkisinin olmadığı, ancak orta düzey kolin alımının kalp yetmezliği ve felç riskini azalttığı tespit edilmiştir.

Çalışma Bulguları 

Günde 244 mg kolin kadınlar için, 367 mg ise erkekler için uygun kolin alımı olarak belirlenmiştir. Erkeklerde yüksek kolin alımının daha koruyucu etkiler gösterdiği bulunmuştur. Kadınlarda ise östrojen, endojen fosfatidilkolin sentezini artırarak organ fonksiyon bozukluğu semptomlarının premenopozal kadınlarda daha az görülmesine neden olabilir.

Sonuçlar 

Amerikan yetişkinlerde kolin ve ASCVD arasında ters ve doğrusal olmayan bir ilişki gözlemlenmiştir. Çalışma, bireysel diyet önerilerinin geliştirilmesi gerektiğini öne sürmektedir. Ancak, kolin alımının doğru hesaplanamaması ve plazma TMAO seviyeleri hakkında bilgi eksikliği gibi bazı sınırlamalar bulunmaktadır. Gelecekteki çalışmalar, kolin alımı ve ASCVD arasındaki nedenselliği belirlemek için uzunlamasına çalışmalar yapmalıdır.

KAYNAK:

https://bmcpublichealth.biomedcentral.com/articles/10.1186/s12889-024-18837-8