Araştırmacılar, bir yüzyılı aşmanın ardındaki gizemleri araştırarak beslenme, yaşam tarzı ve sosyo-ekonomik değişimlerin önemli rollerini vurguluyor. Yüz yaşını aşan kişilerde genellikle yaşa bağlı semptomlarda gecikme görülmesi, dengeli beslenme, sosyal etkileşim ve tutarlı egzersizi vurgulayan bir yaşam tarzının uzun ömürlülüğü ve dayanıklılığı önemli ölçüde artırabileceğine işaret ediyor.

Yaşam Beklentisinin Tarihsel Yolculuğu
20. yüzyılın başlarında Amerikalı bir çocuğun ortalama yaşam süresi 46 ila 48 yıl arasında değişiyordu. 2014 yılına gelindiğinde ise kadınların ortalama yaşam süresi 81’e, erkeklerin ise 76’ya yükselmiştir. Yüz yaşını geçme, asırlık olma olgusu daha yaygın hale geldi. Araştırmacılar bu uzun ömürlülüğü, bu bireylerin yaşlanma semptomlarının başlangıcını erteleme becerisine bağlıyor.

Sosyoekonomik Değişimler ve Uzun Ömür Üzerindeki Etkileri
20. yüzyıl, Büyük Buhran gibi olayların damgasını vurmasına rağmen, iş ve çalışma koşullarında önemli iyileşmelere de tanıklık etmiştir. Artan eğitim insanları sağlık konusunda daha fazla bilgilendirmiş ve artan gelirler yaşam kalitelerini yükselten tercihler yapmalarına olanak sağlamıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında küresel çatışmaların ölçeğinin ve etkisinin azalması da yaşam beklentilerinin yükselmesine katkıda bulunmuştur.

Bulaşıcı Hastalıkların Azalması: Yaşam Beklentisi İçin Bir Nimet
Ortalama yaşam süresinin uzamasında önemli bir faktör, özellikle bebekler ve çocuklar arasında tifo ve kolera gibi bulaşıcı hastalıklardan kaynaklanan morbidite ve mortalitenin azalması olmuştur. Sanitasyon ve temiz su sağlanması patojenlerin yayılmasını en aza indirirken, toplu aşılama kampanyaları çocuk felci ve çiçek hastalığı gibi hastalıkları ortadan kaldırmıştır.

Çift Taraflı Kılıç: Sağlıksız Alışkanlıklarda ve Çevresel Risklerde Artış
Eş zamanlı olarak, çeşitli faktörler beklenen yaşam süresini olumsuz etkileyerek sosyoekonomik ve tıbbi ilerlemelerle kaydedilen gelişmeleri dengelemiştir. Sigaranın yaygınlaşması, işlenmiş ve şekerli gıdaların erişilebilirliği nedeniyle kötü beslenme ve hareketsiz yaşam tarzlarının benimsenmesi, kanser ve kalp hastalıklarındaki çağdaş artışın nedenleri arasındaydı.

Uzun Ömürlülüğün Sırrı: Neden Bazıları Daha Uzun Yaşıyor?
Sistemik nedenler yaşam beklentilerindeki değişimleri açıklasa da, bazı bireylerin diğerlerinden önemli ölçüde daha uzun yaşadığı açıktır. Genlerin ortalama yaşam süresine %20-40 oranında katkıda bulunduğu tahmin edilse de, diğer faktörler de etkilidir. Özellikle İtalya, Yunanistan, Japonya ve Kosta Rika gibi bölgelerde (“mavi bölgeler” olarak adlandırılan) yaygın olan asırlık insanlar, genellikle daha sağlıklı diyetler uygulamakta, fiziksel aktiviteye katılmakta ve güçlü kültürel ve toplumsal değerlere sahip çıkmaktadır.

Diyet ve Yaşam Tarzı: Sağlıklı Yaşlanmanın Temel Taşları
Diyet; Çin, Japon ve Akdeniz kökenliler gibi çeşitli toplumlarda incelenmiştir. 65 yaş ve üzeri Okinawalılar üzerinde yapılan 60 yıllık bir çalışma, kalori kısıtlamasının daha uzun ve sağlıklı yaşlanma ile ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Sağlıklı diyetler birçok kanser, diyabet ve kalp hastalığı riskini azaltmaktadır. Ayrıca, asırlık insanlar yaşamları boyunca fiziksel aktivite ve sağlıklı alışkanlıklarını sürdürme eğilimindedir; bu da ölüm riskini %27 oranında azaltabilir ve bilişsel işlevi geliştirebilir.

Sonuç: Yaşlanmayı Anlamada İleriye Giden Yol
Asırlık yaşlılar genellikle 80’li ve 90’lı yaşlardaki genç meslektaşlarına kıyasla daha düşük hastalık oranı sergilemekte ve daha az sağlık hizmeti kullanmaktadır; bu da üstün bir sağlık durumuna işaret etmektedir. Özellikle bulaşıcı olmayan kronik hastalıkların arttığı bir dönemde, yaşlanan nüfuslarda sağlığın teşvik edilmesi; egzersiz, sosyal etkileşim ve dengeli beslenme gibi sağlıklı alışkanlıkların teşvik edilmesini gerektirmektedir. Asırlık insanlar fizyolojik gerilemeden veya yaşa bağlı hastalıklardan kaçamasa da, gerileme hızları daha yavaştır ve günlük strese karşı daha yüksek direnç gösterirler.

KAYNAK:

https://www.mdpi.com/2072-6643/15/19/4293